21/3/2008 - KÜRESEL ISINMA NEDİR?

Kategori: siirler-yazilar

İnsan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda, dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. İklim sisteminde vazgeçilmez bir yere sahip olan sera gazları, güneş ve yer radyasyonunu tutarak, atmosferin ısınmasında başlıca etkendirler. Sera gazlarının bulunmaması durumunda yeryüzünün sıcaklığının bugüne göre 30oC daha soğuk olacağı hesaplanmıştır. Son yıllarda atmosferde çeşitli insan aktivitelerinden kaynaklanan nedenlerle karbondioksit, metan, ozon ve di azot monoksit gibi gazlardan oluşan sera gazları, yeryüzü sıcaklığında belirgin artmalara sebep oluyor. Sera etkisinin artması, troposferin ısınmasında, stratosferin de soğumasında en önemli etken olarak gösteriliyor.



Dünya sıcaklığı değişiyor

Küresel ısınmanın etkisi, hava sıcaklıklarının dünyanın her yerinde artması biçiminde olmayacak. Sıcaklığın artış oranı, orta enlemlerde ve ekvatorda, kutuplardakinden daha farklı olacak. Örneğin ekvatorda, bu artışın, dünya ortalamasının çok altında olacağı tahmin ediliyor. Aslında bu ısınma, dünya iklim sisteminde köklü değişimlere ve aşırılıklara yol açacak. Öyle ki, dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınlar gibi hava olaylarının şiddeti ve sıklığı artarken, bazı bölgelerde de uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme olayları etkili olabilecek. Bunun yanında, sıcaklık artışının kışları, yazlara göre birkaç derece fazla olması bekleniyor. Benzer bir durum, geceyle gündüz arasında da görülecek. Gece sıcaklarındaki artış, gündüz sıcaklıklarındaki artıştan fazla olacak. Bu durumda karalar, geceleri eskisi kadar soğumaya fırsat bulamayacak. Yazla kış, geceyle gündüz arasındaki sıcaklık farkının azalması, bütün dünyadaki rüzgâr çeşitlerini etkileyecek; fırtınaların yoğunluğu, gücü ve rotaları değişecek.

Yağış dönemleri, miktar ve türlerinin değişmesiyle artan sıcaklık, daha çok buharlaşmaya ve buna bağlı olarak da daha çok bulut oluşmasına yol açacak. Kısaca söylemek gerekirse, dünyanın iklimi daha sıcak, daha nemli ve bol yağışlı olacak.

Yeni yağış düzeni

Küresel ısınmanın önemli etkilerinden olan iklim kuşaklarının kayması sonucu, yağmur kuşağı kuzeye doğru genişleyecek. Ancak bu genişleme sonunda yağışlar her bölgede artmayıp, belli bölgelerde yoğunlaşacak. Güney Avrupa'daki yaz yağmurları azalırken, Amerika, Avrupa ve Asya'nın 55 Kuzey enleminin yukarılarında kar yağışı artacak. Daha güneyde kar yağışı azalırken, yağmurlarda bir artış olacak; karın toprakta kalma süresi azalacak. Şiddetli yağmurlar daha sık yağacak ve daha çok su bırakacak.

Sağanak yağışların artışı, yüzey nemliliğini ve bitki örtüsünü etkileyecek. Bunun sonucunda suyun toprakta süzülmesi azalacak, seller artacak. Yeni yağış düzeni, ekilebilecek alanların kuzeye doğru genişlemesine yol açacak. Dağlardaki buzullar ve kar örtüsünün azalmasından dolayı, hidrolojik sistemler ve toprak yapısı çok etkilenecek.

İnsan da tehlikede

Küresel ısınma, kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve diğer bazı hastalıklara sebep olacak. Sürekli sıcak hava, seller, fırtınalar gibi hava olayları, psikolojik rahatsızlıklar, hastalıklara ve ölümlere yol açacak. Yeni alanlara yayılan böcekler ve diğer hastalık taşıyıcılar, bulaşıcı hastalıkların çoğalmasına neden olacak. Hava sıcaklığının artması ve su kaynaklarındaki azalma, kolera tipi hastalıkları yaygınlaştıracak. Üretimdeki bölgesel azalmalar sonucu, açlık ve kötü beslenmede artışlar görülecek. Böcek yumurtalarının ölmesini sağlayan gece ve kış soğuklarının hafiflemesi, önemli bir sorun olacak. Kimi bölgelerde şiddetli kuraklık dönemlerinin ardından gelecek aşırı yağışlar, virüs mutasyonlarının artmasına, buna bağlı olarak da sıtma gibi hastalıkların yayılmasına neden olacak. Öte yandan tarım bitkilerinde görülen hastalıklarda da sıcaklıkla birlikte artış gözlenecek.

Buzulların erimesi ve sıcaklık artışı, okyanuslardaki suları genleştirip, denizlerin seviyesini yükseltecek. Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyılardaki toprak kaybının yanı sıra, kıyılara yakın temiz su kaynaklarının denizle birleşmesine neden olacak. Artan buharlaşma yüzünden göl ve ırmaklarda meydana gelecek su kaybı, 21. yüzyılın en önemli meselelerinden biri olacak. Tatlı su kaynaklarının kalitesinde, tuzlu su karışımı nedeniyle azalma olacak.

Tarım, turizm ve diğer ekonomik aktiviteler bu durumdan olumsuz etkilenecek; gelişmekte olan birçok ülkede yerli halkın beslenme ve yakıt kaynakları yok olacak. Yüksek deniz seviyesi, yüksek gel-git, kuvvetli dalga ve tsunami gibi riskli doğa olaylarına sebep olacak. Deniz seviyesindeki yükselmesiyle düz alanlar seller altında kalarak, kıyılardaki üretim alanları zarar görecek. Bunun sonucu milyonlarca insan kıyı alanları ve küçük adalardan göç edecek. Kurak bölgelerdeki çiftçiler daha çok sulama yapıp, daha fazla tarım ilâcı kullanacaklarından, bu bölgelerde tarımsal etkinliklerin maliyeti artacak. Gelişmekte olan ülkelerin kurak ve yarı kurak alanları, bazı kıyı alanları, deltalar ve küçük ada gibi bölgeleri tehlike altında kalacak. Kırsal alanlarda doğal kaynakların verimliliğindeki gerileme sonucu, kırsal alandan kente göç hızlanacak.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



11/3/2008 - GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER

Kategori: siirler-yazilar

GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.

Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir
çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."
diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."

Cüneyd Suavi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



7/3/2008 - M. KEMAL ATATÜRK

Kategori: siirler-yazilar

Mustafa Kemal Atatürk (19 Mayıs 1881, Selanik - 10 Kasım 1938, İstanbul), Türk asker ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı (1923-1938). I. Dünya Savaşı sonrası Anadolu'da başlayan ulusal bağımsızlık mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı'nın askerî ve siyasi önderi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurucusu ve ilk genel başkanı.

Atatürk kronolojisi için bkz. önemli olaylarla Atatürk


 

Çocukluk ve gençlik yılları (1881 - 1905)

Kız kardeşi, Annesi, Atatürk
Kız kardeşi, Annesi, Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 tarihinde Selânik, Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi'nde bugün müze olan evde doğdu. 1839 doğumlu olan babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır'a bağlı Debre-i Bâlâ (Yukarı Debre)'dandır. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Bu çiftin Fatma (1871/72-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901) adında altı çocukları oldu. Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında iken, o senelerde salgın olan kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında öldüler. En küçük kardeş Naciye, Mustafa Kemal'in Harp Okulu'nu bitirdiği sene, oniki yaşındayken verem hastalığına yakalanıp hayatını kaybetti. Makbule Hanım 1956 yılına kadar yaşadı.

Öğrenim çağına gelen Mustafa, annesinin isteğiyle Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, daha sonra babasının isteğiyle Mektebi Şemsi İbtidai (Şemsi Efendi Mektebi)'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde Hüseyin dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Bu arada Zübeyde Hanım, Selânik'te gümrük memuru olan Ragıp Bey ile evlendi. Şimdi müze olan Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi'ndeki ev, Ragıp Bey'in evidir. Ali Rıza Bey yaşarken, Ahmed Sübaşı Mahallesi'ndeki Sanayi Mektebi karşısındaki evde oturmuşlardı.

Mustafa, Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu ve 1893 yılında Selânik Askerî Rüştiyesi'ne girdi. Bu okulda Matematik Öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey "Kemal" adını ilave etti. Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey (Yücekök), özgürlük düşüncesiyle genç Mustafa Kemal'in düşünce yapısına etkiledi. Mustafa Kemal Kuleli Askerî İdadisi'ne girmeyi düşündüyse de ona ağabeylik yapan Selânikli bir subay Hasan Bey'in tavsiyesine uyarak Manastır Askerî İdadisi'ne kaydoldu. 1896-1899 yıllarında okuduğu Manastır Askerî İdadisi'nde Tarih öğretmeni Kolağası Mehmet Tevfik Bey (Bilge), Mustafa Kemal Efendi'nin tarih'e olan merağını güçlendirdi. 1899'da İstanbul'da Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Harp Okulu)'na girerek 1902'de Mülâzim (Teğmen) rütbesiyle mezun oldu. Akabinde Erkan-ı Harbiye Mektebi (Harp Akademisi)'ne devam etti ve 11 Ocak 1905'te Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle bitirdi.

 

Atatürk'ün doğum tarihi

Atatürk'ün kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Gregoryen takvimi 26 Aralık 1925'ten sonra Türkiye'de kullanılmaya başlanmıştır, doğum tarihi konusundaki karışıklık ise Osmanlı döneminde kullanılan iki takvimden doğmuştur. Bu dönemde kullanılan Hicri takvim ve Rumi takvimin ortak noktaları, Atatürk'ün kaydedilen doğum yılı olan 1296'nın yanında hicri veya rumi olduğunun belirtilmemesi, gregoryen takvimde ay ve yıla bağlı olarak 1880 veya 1881 yılından hangisine denk geldiğinin kesin olarak bulunmasını zor hale getirmiştir. [1] Faik Reşit Ünat araştırmaları sırasında Zübeyde Hanım'ın Selanik'teki komşularını ziyaret etmiş ve bu konuda sorular sormuştur. Aldığı cevaplar çelişmektedir, bazı komşular Atatürk'ün bir ilkbahar gününde doğduğunu söylerken bazı komşular ise kış günü (ocak veya şubat) olduğunu iddia etmişlerdir. Atatürk'ün kendisi, annesinin ona bir bahar gününde doğduğunu söylediğini, kız kardeşi Makbule Atadan ise annesinin ona Mustafa Kemal'in fırtınalı bir gecede doğduğunu söylediğini ifade etmişlerdir. Enver Behnan Şapolyo Atatürk'ün 23 Aralık 1880'de doğduğunu öne sürmüş, Şevket Süreyya Aydemir ise bu tarihin 4 Ocak 1881 olduğunu iddia etmiştir. Şişli Atatürk Müzesi'nde gösterimde bulunan Atatürk'ün son nüfus cüzdanının üzerinde doğum tarihi kısmında 1881 görülebilir haldedir.[1]

Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı kabul edilen 19 Mayıs tarihinin Atatürk'ün doğum günü olarak kabulü tarihçi Reşit Saffet Atabinen'in bir jestinin sonucudur. Atabinen'in ulusun doğuşu üzerine yaptığı bir jest 19 Mayıs'ın önemini iyi şekilde yansıttığı için Atatürk'ün takdirini kazanmıştır. İzleyen günlerde bir öğretmenin, planladıkları “Gazi” günü için Atatürk'ün doğum gününü sorması üzerine Atatürk tam tarihi bilmediğini söylemiş ve Gazi Günü için 19 Mayıs'ı önermiştir. Tevfik Rüştü Aras, Atatürk ile yaptıkları günler süren bir araştırmadan sonra doğum tarihi aralığını 10 Mayıs ve 20 Mayıs arasına daralttıklarını söyler. Atatürk bu araştırmadan sonra “neden 19 Mayıs olmasın” demiştir. Bu tarih resmi olarak halka ve diplomatik kanallarca diğer ülkelere bildirilmiştir. Ancak bu tarih ilginç bir durum yaratmıştır, 1881 yılının 19 Mayıs günü, Rumi takvimde 1297 yılına denk gelmektedir, ancak kaydedilmiş doğum tarihi Rumi 1296 yılıdır. Rumi 1296 yılı 13 Mart 1880 ile 12 Mart 1881 arasında sürmüştür, bu sebeple alternatif olarak Atatürk'ün doğum tarihi 19 Mayıs 1880 olabilir. Bu sebeplerle ne tarih ne de yıl genel kabul görmemiştir. Mustafa Kemal Derneği eski başkanı Muhtar Kumral 13 Mart 1958'deki bir basın konferansında Atatürk'ün doğum tarihini Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan'ın sözlerine dayanarak 13 Mart 1881 olarak belirlediklerini söylemiştir.Ancak Gregoryen 13 Mart 1881, Rumi 1 Mart 1297'ye denktir, Atatürk'ün doğum yılı ise 1296 olarak kayda geçmiştir, bu sebeple geçerlilik iddiası zan altındadır.[1]

Atatürk'ün Rumi 1296'da doğduğuna ilişkin kayıt bulunsa da, Atatürk'ün doğum gününü net olarak söyleyebilmek için gerekli miktarda kayıt bulunmamaktadır. Atatürk'ün doğum günü Gregoryen 1880 veya 1881'e denk geliyor olabilir. Atatürk'ün doğum günü, kendi onayıyla resmi olarak 19 Mayıs olarak belirlenmiştir. Bu gün Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı olması sebebiyle önem verdiği bir gündür.[1] Köşe yazarı Yılmaz Özdil, kesin bilgi bulunmamasını eleştirmiştir.[2]

 

ATAMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ....

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



23/1/2008 - Reha MUHTAR klasikleri;)

Kategori: siirler-yazilar

Haber: Bir yüzücü 350 Tonluk gemiyi çeker.
R. M. : - Nasıl çekiyorsunuz gemiyi?
-İnanç meselesi, içinizde bunu hissetmeniz gerekir.
R.M. : - Neyi hissetmem gerekir? Gemiyi mi?
----------------------------------------------------------------------------------------------
Haber : Mahkumlar tünel kazarak kaçar...
R .M. : Mahkumlar kaçmak için mi tünel kazdılar?
----------------------------------------------------------------------------------------------
Haber : Bir okul müdürü cinsel tacizle suçlanır...
R. M. : Sen benim sözümü bile kestiğine göre kim bilir daha neler yapmışsındır.
---------------------------------------------------------------------------------------------
Haber : Harika Avcı kürtaj yaptırmıştır.
R.M. : Peki, Bebek şimdi nerede?
---------------------------------------------------------------------------------------------
Reha Muhtar karısını boğarak öldüren adamı programına çıkarıyor. İlk sözü:
- Efenim, başınız sağ olsun. Acı Varmı acı?
---------------------------------------------------------------------------------------------
Haber: Cenk Koray'ın oğlu DEMİR CAMA(!) kafa atar ve vefat eder...
R.M. : - Peki Sayın Cenk Koray, oğlunuz daha önce de sık sık cama kapıya kafa atar mıydı?
---------------------------------------------------------------------------------------------
R.M. : -Sayın Hamdi Bey iyi akşamlar efendim. Sizin adınız Hamdi midir, efendim?
-Evet Hamdi'dir, Reha Bey..
R.M. : -Hamdi diyorsun.
-Hamdi diyorum çünkü nüfus kağıdımda öyle yazıyor.
R.M. : -Ben nüfus kağıdınızı sormuyorum efendim.
R.M. : -Sana soruyorum: Sizin sahte olmayan isminiz nedir?
-Hamdi.
R.M. : -Nasıl yazılıyor?
-H, a, m, d, i şeklinde..
R.M. : -Yani sahte olmayan isminiz Hamdi diyorsunuz.
R.M. : -Peki sahte olan isminiz hangisi?
-Benim sahte olan bir ismim yok!
R.M. : -Ama demin sahte olmayan ismim Hamdi dediniz.
R.M. : -Demek ki bir de sahte isminiz var. Size Yeşil diyorlar efendim. Siz Yeşil misiniz?
-Hayır Yeşil değilim.
R.M. : -Öyleyse size niye Yeşil diyorlar?
-Bana Yeşil demiyorlar. Hamdi diyorlar.
R.M. : -Yani inkar ediyorsunuz. Suküt ikrardan gelir Hamdi.
-Ben suküt etmiyorum, konuşuyorum ve Yeşil değilim diyorum.
R.M. : -Yeşil değilim dediniz ama mosm
Haber: Bir yüzücü 350 Tonluk gemiyi çeker.
R. M. : - Nasıl çekiyorsunuz gemiyi?
-İnanç meselesi, içinizde bunu hissetmeniz gerekir.
R.M. : - Neyi hissetmem gerekir? Gemiyi mi?
------------------------------------------------------------------------------------------------
Reha Muhtar, canlı yayında Şerafettin Bey'le konuşuyor.
R.M. : -Sayın Şerafettin Bey kardeşim, siz orada var mıydınız, yok muydunuz, efenim?
-Yoktum.
R.M. : -Yoktum diyorsunuz.
-Yoktum diyorum.
R.M. : -Bak Şerafettin sana bir daha soruyorum. Var mıydın, yok muydun?
-Valla billa yoktum.
R.M. : -Yemin etmenize gerek yok efendim, size inanıyoruz.
R.M. : -Var mıydın, yok muydun?
-Vardım efendim..
R.M. : -Peki Şerafettin siz demin yoktum diyordun, şimdi vardım diyorsunuz. Bu nasıl iş kardeşim?
-Yoktum dedim inanmadınız, ne yapayım?
R.M. : -Ne yapacağınızı ben bilemem efendim. Orasını sen düşün. Var mıydın, yok muydunuz?
-Hatırlamıyorum.
R.M. : -Hatırlayınız efendim. Bak bir filmimiz var sizinle ilgili. Onu birlikte izleyelim, sonra sana soracağım.
--------------------------------------------------------------------------------------------------


Efenim, bir gün daha böyle geçti, efenim.
İyi günler, Türkiye!

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



21/9/2007 - RAMAZAN BAYRAMI

Kategori: siirler-yazilar

 

 

 

 

 

 

HAYIRLI

RAMAZANLAR.

 

 11 . AYIN SULTANI...

HAYIRLI RAMAZANLAR DİLERİM

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



16/7/2007 - elfler

Kategori: siirler-yazilar

Elf, aslen İskandinavya ve İngiltere mitolojisinde yer alan ve doğan peri halkı. J.R.R. Tolkien tarafından modern edebiyata kazandırılmış ve fantastik kurgunun en popüler öğelerinden biri haline gelmişlerdir. Tolkien'in kitabının inceleyenler, Elf'lerin inanç sisteminin Kelt Irkları ile birebir bağlantılı olduğunu açıklamışlardır. Ayrıca Tolkien'in kitapla ilgili yazılarında Elf dilinin okunuş ve yazı açısından çoğunlukla Göktürk alfebesinden alındığını belirtmiştir. Elf'lerin özellikleri; katledilmedikçe veya kederden solmadıkça ölmezler, hiç bir hastalığa yakalanmaz ve uzun yolculuklarda lembas adını verdikleri yolazığını kullanırlar. Ateş yakmaz ve ağaç kesmezler yani insanların tam aksi yöndedirler.

Yaşayış tarzları olarak da, genelde doğa ile iç içe ve gelişimini doğa ile bir bütün olarak sağlayan bir halktır. Büyücülükle uğraşanları da vardır(galadriel; feanor). Asil ve alçak gönüllülerdir, asla satış yapmazlar.

Mükemmel güzellik gibi bir sembol oluşturabildikleri kadar(Orta Dünya), sıradan ırk olarak da değerlendirilebilir(Unutulmuş Diyarlar).

J.R.R. Tolkien'in yazmış olduğu notlardan derlenerek hazırlanan Silmarillion isimli kitapta elflerin yaratılışları ve Arda'nın birinci çağında Melkor'a karşı yapmış oldukları savaşlar anlatılır. Bu savaşlarda birçok elf, Angband'ın köleleri tarafından katledilir. Bunlar arasında ölene kadar Yüce Noldor Kralı olarak Beleriand'daki sürgünlerin efendisi olan Fingolfin de vardır.Fingolfin karanlık kuzey krallığın hemen güneyinde ülkesi Hithlum'da yaşıyordu. Ayrıca Tolkien'in oluşturduğu diğer karakter Ork'ların, karanlık güçler tarafından avlanarak şekli değiştirilmiş Elf'ler olduğu bilinmektedir.

Bir Elf
Bir Elf

Eärendil'in Valinor'a yapacağı yolculuğa kadar elfler Morgoth'a karşı tam bir zafer kazanamadılar.Valinor Eärendil'in isteğini kabul etti ve Düşman'ı zamandışı boşluğa yolladı ve Melkor bir daha ebediyen oraya hapsoldu, boş boş gezinip durdu. Eärendil ise bir daha geriye dönmedi ve elflerin Eärendil Yıldızı, bugünkü insanların çoğunun Venüs, Türklerin Zühre dediği ve Anadolu'da hem Sabah Yıldızı, hem Çobanyıldızı hem de Akşamyıldızı olarak bilinen Dünya'ya en yakın gezegene dönüştü. Daha sonra Númenórean diye bilinen geçmiş insanların en bilge kavmi olarak kabul edilen Batılı insanların Büyük Deniz'in ortasındaki kıtaları Númenor'a giderlerken rehberleri Eärendil olmuştur. Gökte onun ışığını takip ederek kendilerine "Valar" tarafından armağan edilen kıtaya vardılar.

J.R.R Tolkien' in, bütün orta dünya için yazmış olduğu hikayelerin kısaca tarihi niteliğindeki Silmarillion da geçtiği üzere elfler, Ağaç Yıllarında dünyaya gelmişlerdir. 7 Valardan avcı olarak bilinen ve suyun üzerinde dahi koşabilen, olağanüstü bir ata sahip Vala Orome, O'nların doğuşuna şahitlik eden, dolayısıyla elfleri ilk gören tanrı olmuştur. Daha sonra bu durumu, Valar' ın en kudretlisi olan Manwe' ye anlatmış ve O'nların Orta Dünya' dan mutluluk ve sonsuzluk diyarı olan Valinor' a yerleşmelerini talep etmiştir. Böylece üç büyük elf beyi, Orome' nin rehberliği ve suların tanrısı Ulmo' nun yardımıyla Valinor' a geçerek, yaşayacakları yere göz atmışlardır tabiri caizse. Bu dönem elflerin, kendi aralarında sınıflandırılma dönemi olarakta bilinir. Zira, Valinor' u keşfe çıkan üç büyük elf beyi İngwe, Finwe ve daha sonradan Thingol olarak bilinecek olan Beleriand' ın efendisi Elwe' dir. İngwe, güzellik ve tam manasıyla kusursuzluğun simgesi olan, geneli sarışın ve doğa üstü bir biçimde zarif, Vanyar Elflerinin beyi; Finwe, en becerikli ve çalışkan, aynı zamanda sivri olan Noldor Elflerinin beyi; Elwe(Thingol) ise deniz elfleri olarak bilinen ve yarısı orta dünya' da kalan, öteki yarısı da Valinor' a giden Teleri elflerinin efendisi olmuştu.

Yolculuk sırasında bazı Teleri Elfleri, orta dünya' nın batı kıyısında kalmak istemişlerdi, bir kısmı ise, geri dönüş yolculuğunda, Telerilerin başı Thingol' ün, Doriath ormanlarında görüp aşık olduğu Maia Melian' ın peşinden giderek kaybolmasıyla, efendilerini aramak için orta dünya' da kalmışlardı. Noldorların bir kısmı ile Vanyarların bütünü ise Valinor' a gitmişlerdi. Böylece Orta dünya' nın batısındaki toprakların efendisi, Telerilerin başı Thingol olmuş ve Doriath krallığını karısı Melian ile kurmuştur.

Valinor' da Noldor Elflerinin başı olan Finwe' nin en büyük oğlu, Feanor çalışkanlığı ile sivrilmiş ve elfler içinde bile en beceriklisi, en yeteneklisi ve aynı zamanda en hırçını haline gelmişti. El sanatlarında bir uzman olan Feanor, Arda tarihinde hiçbir nefes alan varlığın bir daha eşini yapamadığı Silmarillionları yaratmıştı. Bunlar, inanılmaz değerdeki 3 kıymetli taştı. Taşlar, Manwe' nin karısı, Işığın Valie' si Varda' nın nuru ile dolmuştu. Feanor, zamanla bu Silmarillionların etkisi ile bencilleşmiş ve Valar' a ufak başkaldırılar düzenlemişti. O sıralarda Kötülüğün Valası, büyük kara Lord Melkor, Mandos' un zindanlarından serbest bırakılmıştı ve Finwe' yi öldürerek Silmarillionları çaldı. Bundan sonra Arda' nın üzerine kocaman kara bir gökyüzü çöktü. Feanor ise Melkor' u lanetleyerek O' na Morgoth diye seslenilmesini buyurdu ve oğulları ile kendisine inanan Noldorları etkileyerek, Valar' a başkaldırıp, acıların köprüsü gıcırdayan buz Helcaraxe' den bütün bir Noldor klanını geçmeye zorladı ancak bu arada, Teleri elflerinin katlederek O'nların gemilerini aldığından, Arda üzerindeki ilk elf cinayetini de işlemiş oldu ve akraba kıyımı yapan elf olarak Valar tarafından lanetlendi. Sonunda yüksek elf Feanor, Galadriel, Feanor' un büyük oğlu Maedhros, Fingolfin ve Finrod gibi yüce elflerle Orta Dünyaya geçip Morgoth ile savaştı. Bu savaş, büyük kaos olarakda adlandırılır. Büyük kaos sonrasında Feanor katledilerek öldürüldü ve ölürken 7 oğluna bir yemin ettirdi. Bu yemin doğrultusunda Silmarillionlar Noldor Elflerinin hakkıydı ve hiçbiri bu değerli mücevherlkeri almadan Orta Dünya' yı terk etmeyecekti. Böylece Arda' daki hazin olaylar başladı. Beleriand Fingolfin, O' nun oğlu Finrod, Feanor' un oğlu Maedhros, Teleri kralı Thingol, Ossiriand' lı yeşil elfler ve liman kıyısında yaşayan Gri elfler tarafından paylaşıldı. Elfler ile Morgoth ve O' nun sadık hizmetkarı Maia Sauron ile onlarca savaş yaptılar.

Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit kitaplarında isimleri çokca geçmesine karşın aslında tarihleri tam olarak Silmarillion' da yazmaktadır. Dendiğine Göre Valie Yavanna' nın kocası Aule' nin çocukları cücelere karşı yarattığı Entlere de elfler konuşmayı öğretmişti.

Güneş çağlarının birinci döneminde Vanyar Elfleri' nin de yardımıyla Morgoth yenildi ve en kudretli Vala Manwe tarafından Mandos' un zindanlarına hapsedildi, Elf yurdu Beleriand sular altına gömüldü ve popüler kültürün en rağbet gören kitaplarından olan Yüzüklerin Efendisi, Aslında Belriand' ın doğusunda ve Büyük kötü Morgoth' un hizmetkarı Sauron ile olan savaşları anlatan bir eser haline geldi.

Ejderha Mızrağı serisinde ve Warcraft evreninde de isimleri sıkça geçen bu ütopik topluluk role playin gamelerin en gözde karakterlerinden oldu. Wow(World of Warcraft)' de Night Elf ler olarak Alliance' ın arasında dünyayı kurtarmakla uğraşan bir topluluk iken, aynı oyunun The Burning Crusade versionunda Blood Elf ler ismiyle Horde klanında yer almışlardır. Shadowmeld ve doğuştan 1 doğa bonusu, oyundaki Night Elf lerin bazı özellikleridir. Hunter(Avcı), Druid(doğa savaşçısı), Warrior(savaşçı),Rogue(suikastçi) ve Priest (Rahip) klasmanlarını oynayabililer.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



28/6/2007 - KÜRESEL ISINMA

Kategori: siirler-yazilar

  MASAL

 

   BİR ZAMANLAR YAĞMUR YAĞARMIŞ. SUYU HERKES KANA KANA İÇEBİLİRMİŞ. ÇOCUKLAR ÇOK MUTLUYMUŞLAR. GÖLLER, SULAR KURUMAZMIŞ. KUTUPLARDA YAŞAYAN PENGUENLER VARMIŞ. KUTUP AYILARI VARMIŞ. İKLİMLER YERLERİNİ ŞAŞIRMAZMIŞ...

 

ÇOK ÖNEMLİ BİR KONU ARAKADAŞLAR. BU YAZDIKLARIMA SAKIN İNANMAMAZLIK YAPMAYIN. UZMANLAR İLERİDE ANNE-BABALARIN ÇOCUKLARINI BU MASALLARDAN ANLATACAĞINI SÖYLÜYOR. TABİ BİR ÖNLEM ALINMAZSA.SİZ KONUYU HEMEN ANLADINIZ. KÜRESEL ISINMA. AŞAĞIDA BU KONUYLA İLGİLİ BİR YAZI VAR DONUNA KADAR OKUYUN LÜTFEN...

 

KAYNAK: http://www.kuresel-isinma.org/kuresel-isinma/kuresel-isinma-nedir-kuresel-isinmanin-sebepleri-nelerdir.html

 

 

İnsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor.Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor.

Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor.Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi.Bilimadamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.

     Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde.

Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor.
Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.

2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var.



img248/9347/untitled13hp1.png 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



26/6/2007 - ŞİİRLER

Kategori: siirler-yazilar

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




geri ileri





ANA MENÜ

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv


KATEGORİLERİM






SON YAZILARIM

SaMsuN GüzeL memLeket'mmM
Şeytana papucunu ters giydirdik..
Paşam,Sana selam olsun!
...Vee fenere kapak! [Lütfen Şikayet Etmeyin!]
Big big girl emiLie (:
Haberin var mı yarr yarr...(:
Seni sevmek ayrı güzel, çöpçülerin türkülerinde
Jack'e aiT xP
Kene Gibi Yapış Umutlara
Holosko'nun ameliyatı başarılı geçti





ARKADAŞLARIM

pinkkelebek

berfin03

bubbi95

daisy1

grafikdunyasi

bloombusra

zeynepyilmaz

altinlale

cutewinx

portakal155

happygizem

azbuz98

sekerkiz94

renkligezegen

makotoo

chicaloca

winxclup2

kizlarinkulubu

beyazcicegindunyasi

aem0707

elinadame

iremcankiz

magiceylul

haykiyas1994

deryacora

hilalmavi67


BAGLANTILARIM






Banner





Mesaj Kutusu

Design by tetul
Vanessa Bar


online